
Yayınlar.
Danıştayın 24.06.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan E:2020/9 K:2020/2 sayılı Kararı’nda, bölge idare mahkemesi dava daireleri arasındaki karar aykırılığının giderilmesi istemi değerlendirilmiş
bilgiden fazlası
Anayasa Mahkemesi’nin 09.06.2020 tarih ve 2016/12198 sayılı Kararı'nda, sahte fatura faturayı kullanma yönünden incelenen mükellefe vergi mahremiyeti gerekçesiyle ilgili Vergi Tekniği Raporunun (VTR) tebliğ edilmemesinin haklı sebep olduğu; VTR'nin içeriğinin yargılama aşamasında paylaşılmasının çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleri yönünden yeterli olduğu; sahte olduğu VTR ile tespit edilen faturaya ilişkin ödemeler belgelendirilse bile, bu faturadaki katma değer vergisinin indirimi reddinin mülkiyet hakkı ihlali olmadığı gerekçeleriyle başvurucu iddialarının kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin 09.06.2020 tarih ve 2016/12198 sayılı Kararı 29.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış olup bu Kararın gerekçesi özetle aşağıdaki gibidir.
Başvurucunun İddiaları
Sahte olduğu iddia edilen faturaların gerçek mal alımı karşılığında düzenlendiği, fatura düzenleyen şirketle sürekli ticari ilişki içinde olunduğu, vergi inceleme elemanının yeterli inceleme ve araştırma yapmadan sonuca ulaştığı, konuyla ilgili düzenlenen vergi inceleme raporunda ilgili şirket hakkında düzenlenen ve hükme esas alınan VTR’nin sadece kısa özetine yer verildiği, VTR’nin inceleme aşamasında ya da yargılama aşamasında kendisine tebliğ edilmediği, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddia edilmiştir.
Bunun yaında, yaptığı alışların gerçek olduğu ve aldığı faturaların içeriğindeki bedeli ödediğine dair belgelerin ibraz edildiği hâlde bunların dikkate alınmadığı, kazancının ve ödemesi gereken verginin çok üzerinde bir vergi külfetiyle karşı karşıya kaldığı, bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri nedeniyle mal varlığında azalma meydana geldiği, bunun sonucu olarak mülkiyet hakkının ihlal edildiği hususları ileri sürülmüştür.
Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin Değerlendirme
VTR’nin davacıya tebliğ edilmemesinde, vergi mahremiyeti haklı bir gerekçedir
Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi taraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Sahte fatura düzenlediği iddia edilen şirket hakkında düzenlenen VTR’nin bireysel başvuruya konu davanın çözüme kavuşturulmasında esaslı bir delil olduğu anlaşılmaktadır.
İlgili mahkeme kararında VTR’nin başvurucuya neden tebliğ edilmediğine ilişkin bir açıklama bulunmamakla birlikte, davanın tarafı olmayan mükelleflerle ilgili VTR’nin davacılara tebliğ edilmemesinin gerekçesinin vergi mahremiyetinin korunması olduğu bilinmektedir. Mükelleflerin kişisel ve ticari bilgi ve sırlarının ilgisiz üçüncü kişilere karşı korunması, ifşa edilmesinin önlenmesi oldukça önemlidir. Bu sebeple değinilen türden bilgileri içerdiği gerekçesiyle VTR’nin başvurucuya verilmemesinin haklı bir sebebe dayandığı değerlendirilmektedir.
Mahkemesi kararında VTR’deki tespitlerden söz edilmesi haberdar olunduğunu gösterir
Adil yargılanma hakkının ihlalinin tespiti için anılan raporun başvurucuya tebliğ edilmemesi sebebiyle başvurucunun savunma hakkında meydana gelen kısıtlamayı telafi eden imkânların başvurucuya sağlanıp sağlanmadığına bakılmalıdır. Mahkemenin ara kararlarıyla istemesi üzerine davalı vergi dairesinin VTR’yi 14/12/2015 tarihli yazı ekiyle mahkemeye gönderdiği; ancak mahkemenin 17/12/2015 tarihinde karar verdiği; dolayısıyla mahkeme kararından önce VTR’nin incelenme imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Ancak, VTR’deki tespitler mahkeme kararlarında detaylı bir biçimde işlenmiş olduğundan mahkeme kararlarının tebliğiyle birlikte, VTR’deki sahte fatura düzenleyenle ilgili tüm tespitlerden haberdar olunmuş ve karşı iddiaları Bölge İdare Mahkemesinde ileri sürme imkânına ulaşılmıştır.
Bu durum, savunma hakkının kullanılmasında ilk derece mahkemede eksiklik olsa da yargılamanın sonraki aşamalarında bu hakkın karşılanmasıyla adil yargılanmanın mümkün olacağını göstermektedir.
Yargılamanın sonraki aşamalarında yeni savunma tezlerinin sunulmamış olması VTR’nin görülmemesinin savunma açısından önemli olmadığını göstermektedir
VTR’deki tespitlerin mahkeme kararlarında detaylı bir biçimde işlendiği ve bu tespitlerle ilgili olarak değerlendirme yapıldığı, dolayısıyla mahkeme kararlarının tebliğiyle birlikte VTR’de yer alan tüm tespitlerden haberdar olunduğu ve karşı iddiaların Bölge İdare Mahkemesinde ileri sürme imkânına kavuşulduğu anlaşılmaktadır.
Buna karşın, başvurucunun Bölge İdare Mahkemesine sunduğu itiraz dilekçelerinde temel olarak dava dilekçelerinde ileri sürdüğü iddialarını tekrarladığı, sahte fatura düzenleyen şirkete ilişkin olarak mahkeme kararında yer alan diğer tespit ve değerlendirmelere yönelik yeni bir iddia ileri sürmediği görülmektedir. Bu durumda VTR’nin başvurucuya tebliğ edilmemesinin bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.
Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin Değerlendirme
Mülkiyet hakkına kamu idaresince yapılan müdahale orantılı ve dengelidir
Vergi aslı yönünden esas amaç, Hazinenin zarara uğramasını önlemek iken bir kat vergi ziyaı cezasının asıl amacı sahte fatura kullanımı önlemek ve bu hususta caydırıcılığı sağlamaktır. Bu itibarla başvuruya konu olayda vergi alacağının tarhı ve tahsili ile vergi cezası kesilmesi bakımından kamu yararına yönelik bir amacın olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.
Başvurucu adına tarh edilen bir kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisine karşı iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının başvurucuya tanındığı görülmektedir. Ayrıca, sahte fatura düzenleyen şirket hakkında düzenlenen VTR başvurucuya tebliğ edilmemiş ise de başvurucu, yargılamalar devam ederken söz konusu raporun tüm içeriğinden haberdar olmuş ve buna karşı itirazlarını öne sürme imkânına kavuşmuştur.
Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında ve özellikle somut olayda sahte fatura kullanımına ilişkin bir ihtilafın da bulunmadığı dikkate alındığında başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiştir.
Basiretli bir tüccar olmak, ham madde temin ettikleri mükellefleri tanımayı ve bunların gerçek durumunu bilmeyi gerektirir
Somut olayda vergi idaresi, başvurucunun indirimlerini reddederken faturanın kanunen geçerli bir belge olmamasına dayanmıştır. Önceki aşamadaki faturanın sahte olması bu fatura içeriğindeki katma değer vergisinin devlete ödenmemiş olduğu anlamına gelmektedir. Somut olayda da sahte belge düzenlediği belirlenen şirket, başvurucudan tahsil edilen katma değer vergisini beyan etmemiş ve devlete ödememiştir.
Üretim işlerinde uğraşan kişilerin ham madde temin ettikleri mükellefleri tanıma ve gerçek durumunu bilme hususunda oldukça avantajlı durumda oldukları açıktır. Başvurucu, basiretli bir tüccar olarak katma değer vergisi indirim sisteminin özelliklerini göz önünde bulundurmak suretiyle buna göre hareket etme sorumluluğunu ifa etmemiştir.
Emtia alıcı tarafından gerçekten satın alınmış ve ödemeler belgelendirilmiş olsa dahi, faturaya ilişkin KDV'nin indiriminin reddi mülkiyet hakkı ihlali değildir
Gerçek bir emtia alışverişine dayansa bile sahte fatura içeriğindeki katma değer vergisinin indirim konusu yapılmasının reddinin ve başvurucunun devlete ödenmeyen bu katma değer vergisinden sorumlu tutulmasının başvurucuya aşırı külfet yüklemediği, dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.








